24 Kasım 2014


Öncelikle öğretmenler günü hakkında bilinmesi gereken bazı bilgileri hatırlatmak ve bilmeyenlerle paylasmak için direk bir öğretmenin dilinden dinleyelim  ne dersiniz? – Gökçe YEGİN, paylaşmayı seven yurtdışında genç bir öğretmenimiz.-
“Dünyanın bir çok yerinde aslında 5 Ekim´de kutlanan Öğretmenler Günü ülkemizde 1981 yılından bu yana hep 24 Kasım gününde kutlanmaktadır. 1981 yılı Atatürk´ün 100. ölüm yılı oldugundan ve 24 Kasım tarihinde Atatürk´e “Milli Mekteplerin Başöğretmenliği” sıfatı verildiğinden ülkemizde bu tarihte kutlanır. Yani aslında tarihçesine baktigimizda o kadar da eski bir gelenek sayılmaz.
Bu günde genellikle öğrenciler eski yada su anki öğretmenlerini arar, hatırını sorar, onlara emekleri için teşekkür ederler. Bunun yanı sıra bir çok öğrenci de öğretmenlerini hediyelere boğar ki, ben şahsen çicek ve el yapımı (örneğin bir resim, öğrencilerin hep beraber yaptıkları bir maket/heykel, yazdıklari bir şiir) hediyeler dışında hiçbir hediyenin kabul olmamasından yanayim. Zira öğretmenler günü bazı öğrenciler ve veliler tarafindan – özellikle de okuldaki başarı durumu orta ve ortanın altında olan öğrenciler tarafından – tabiri caiz ise “yağ çekme” ve “yaranma” amaçlarıyla da kullanılabiliyor. Yahutta bazı öğretmenler bu günden faydalanmak isteyip cocuklardan dolaylı yollardan da olsa hediye talep ediyorlar.
Oysa ki öğretmenler günü hediyeden daha cok bir şükran günü olarak kabul görmelidir. Candan bir teşekkür ve vefayı göstermek: bir telefon, bir mesaj, içine iki satır yazılmış bir kart bir öğretmen için en büyük hediye olmalıdır.
Ayrıca Öğretmenler Gününün öğretmenler için gerçek bir ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Moral ve motivasyon anlamında bir ihtiyaç:
Öğretmenlik zor zanaattir: Bir çok insana göre “kıyak iştir” : Saat sekiz ila öğlen iki arasi çalışır (yani yarım gün çalışır), mis gibi evine dönersin. Cumartesi – Pazarın boştur, bol bol tatilin vardir. Memur kadrosuna girdiysen hayatın garantidir, ne uzar ne de kısalırsın. Bir çoklarına göre…
Bunlar doğru, ancak öğretmenliği gerçekten, yürekten ve severek yapan bir öğretmenin işi aslında zordur: Eve gelince iş bitmiş olmaz: çocukların yazdığı makaleleri, testleri, kompozisyonlari kontrol edersin, defalarca… Bazı kargacık burgacık yazılarda takılır, gecenin geç saatlerine kadar gözünü yorarsın. Yanlış diye çizmeden önce, acaba farklı birşey mi söylemek istedi diye kendine on kere sorarsın.
İyi bir öğretmensen onların altına öğrenci neleri iyi yapmış, neleri daha iyi yapmasi gerekir ve bunu nasıl yapabilir diye düşünür, kafa yorar ve not edersin.
Sınıfta itilen kakılan çocuklar için gözünü açık tutar, onları ezdirmezsin. Onların da güçlü ve başarılı yönlerini bilir ve göz önüne çıkarırsın, onlara öz güvenini arttırmaya çalışırsın.
Başarılı çocukları över, daha az başarılı olanların daha başarılı olması için gayret gösterir, “başarısızlığının nedenleri ne olabilir acaba?” diye düşünürsün.
Ailesinden şiddet gören, arkadaşları tarafından dışlanan, maddi imkanları sınırlı olan yada ergenlik sorunları yaşayan çocukları tespit eder, bunlara ona göre anlayışlı davranır, eğer elinden geliyorsa ve istiyorsan yardım edersin.
Bazen dersten sonra bir çocukla uzun uzun sınıftaki yada başka problemleri hakkında sohbet edersin, ona nasıl yardım edebilecegini düşünürsün. Kendi zamanından harcarsın.
Dersten bir önceki gün, yarının hatta diğer haftanın dersini, testini, konusunu, hazırlarsın.
Bu konuyu hangi metodları kullanarak en iyi anlatabileceğini düşünürsün. Bir plan yaparsın. O planı eksik bulur, onu yırtar, yine bir plan yaparsın.
Gazete, makale yada bir hikaye okurken “ben bunu şu konuyla ilişkili kendi dersimde kullanabilirim ” der, onu keser, bir kenara koyarsın, zamanı geldiğinde çıkarırsın. Buna benzer bir çok makale, yazı kesersin, biriktirirsin, arşivlersin. Onlar evinde kutu kutu yer kaplar.
Sen, iyi bir öğretmensen eğer, yurdunda, dünyada neler oluyor – politik, sosyal, teknolojik gelişmeler nedir, bilmek zorundasındır, bunları ilgiyle takip eder, bilgilendirmek için önce kendini bilgilendirirsin.
Dersin sıkıcı olmasın diye arada bir kullandığın metodları değiştirirsin. Olanaklar dahilinde farklı medyaları kullanırsın ( kimi zaman tepegözle, kimi zaman bilgisayalarla, kimi zaman cdlerle, kimi zaman -varsa eğer- Smartboard ile çalışırsın).
Konuları bıkmadan sıkılmadan, gerekirse tekrar tekrar anlatır, anlamayanlar için farklı şekilde anlatabilmeyi denersin.
Tenefüslerde gözün açık olur, kavga edenleri görür, ayırır, tehlikeli yada yanlış şeylere meyilli olanlari (sigara, içki, uyuşturucu gibi) izler, gerekirse uyayır, gerekirse gerekli mercilere bildirirsin.
Okulunu ve sınıfını kollarsın. Temiz tutarsın. Gerekirse boyar, yeniler, tadilat yaparsın. Öğrencilerine de aynı şekilde davranmaları gerektiğini öğretirsin.
Genel olarak öğrencilerine sadece ders vermez, bunun yanında her zaman insani, dini, kültürel ve medeni değerleri de öğretirsin.
Onların doğru davranışlar sergilemesini bekler ve onlara örnek olursun. Örneğin gerekirse derse yetişmek için bir değil iki otobüs öncesine binersin. Onların zamanında derste olmasını beklerken, sen geç gelemezsin. Bu bazen daha erken kalman gerektiği anlamına gelir, bazen daha az uyuman.
iyi bir ögretmensen, çocukların derste sadece öğrenmelerini değil, eğlenerek öğrenmelerini istersin. Şakadan, mizahtan anlar, bunların dozunu ayarlamayı bilir, öğrencilerin seve seve derse gelecekleri, hoş bir atmosfer yakalamak icin uğraşırsın.
Öğretmensen kendine çeki düzen verirsin. Düzenli, bakımlı, temiz ve davranışlarıyla örnek bir insan olma sorumluluğunu tasir ve bunu benimsersin.
Veli toplantılarında çocuğu haylaz, tembel ve başarısız olduğu halde kendileri için bir tane olan bazı velilere çocuklarının gerçek yüzlerinden bahsedip, onların biraz da medalyonun diğer tarafını görmeleri için uğraşırsın.
Öğrencilerle hem arkadaş olursun, hem de onların saygı duydukları bir büyükleri olma dengesini kurmaya ve korumaya çalışırsın.
Kısacası: öğretmenlik, iyi öğretmenlik; özveri, kendi zamanından harcama, sevgi, adalet duygusu, hassasiyet ve sonsuz bir vericilik gerektirir. Yani iyi öğretmenlik zordur. Sadece 4-5 yıl okuyup, eğitim fakültesini bitirip, kadroya girmek ile öğretmen olunmaz.
Bu özellikleri taşıyan, mesleğini bol tatilinden dolayı değil, mesleği olduğu için seven ve yapan tüm öğretmenlerimizin de o yüzden hem yaptıklarının değerinin bilinmesi, hem de onlara moral ve motivasyon olması sebebiyle bir gün dahi olsa da bu günün kutlanması o yüzden önemli ve gereklidir.
Aydınlık, sevgi ve saygı dolu, toleranslı ve her manada kaliteli insanlar, nesiller yetiştiren tüm iyi öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü kutlu olsun!..”Alıntı: Gökçe YEGİN








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder